22/1/2006 - İNSAN
"...sizi hiç tanımasaydım
değmeseydi teniniz bedenime
kösnül, özürlü sevişmelerin ardından
siyanür sızması an´ların burgacında
-yaşıyor olabilirdim şimdi.
Kapılarımı kapadım. Yalanlara, yanlışlara, yanlış, çıkarcı, sinsi dostluklara kapadım; yapay, özensiz, gösterişe dönük, vıcık vıcık ilişkilere kapadım kapılarını yüreğimin. Sevgisini iğreti sözcüklerle söze döken, tümceleri betikleri kirletenlere kapadım. Geçmişini yağlı, lekeli bir şal gibi bedenlerine sararak dolaşanlara, girdikleri her yerde yapışkan kara, kapkara gölgeleriyle dolaşanlara kapadım.
Onlar, varlıklarını sürekli olarak en yakınlarının mutlarını kemire kemire, çalıntı özgürlüklerle çoğaltanlardır. Korkak, bencil, güvensiz yaklaşımlarıyla toplumda ayakta dururlar nasılsa. ´İyi insan´ı, ´güzel insan´ı oynarlar, ´içtenlikli´, ´dürüst´, ´örnek insan´ı. Bakır bir sini gibi, geçersiz değerleriyle dokurlar tabanını yüreklerinin. Oğlu, kızı, sevgisi, sevgilisi, sevinci, hep aynı renge bürünür gözlerinde. Kimi dolar grisi, kimi mark mavisi olur. Gülüşleri kırağıya dönüşür, çiçekler solar aniden, güneş buluta gizlenir sıcaklığını yitirmemek için. Suları zehirler dokunuşları, ırmaklar kurur.
İnan bana, tüm içtenliğimle söylüyorum. Bedenimle, tenimle, ve sıcacık tenine akan dupduru terimle, seninle bütünleştiğim gibi, bütünleşmedim bir başkasıyla bugüne değin; cenin canım olsun istiyorum. Kalkma, gitme ne olur. Hiç bir yere çıkmak istemiyorum, anlıyor musun? Burada kalalım, üç gün, beş gün, üç ay, beş ay, ama seninle. Suyum ol, ekmeğim ol, iliğim, etim ol! Dergilerin, kitapların, yazıların, randevuların toplantıların Allah belasını versin! Yitirme yalvarırım; şu an´lar, bizi büyüten, bizi çoğaltan, bizi var eden an´lar uçup gittikten sonra, ne anlamı olur ki yaşamın? Saatleri sorma, gel, say ki zaman kayması yaşıyoruz. Üç bin yıl, beş bin yıl ötedeyiz şimdi, bir başka resimdeyiz işte.
"Ben, ah ben, varlığınla mutlu olmuyor muyum sanki? Geceler boyu sözcüklerle sevişmelerimiz, kaçamak dokunuşlarının tenimi dağlayan izleri, yüreğimde açılan sıyrıklar. Ne olur, yine "seni seviyorum!" de bana. Bin kere, yüz bin kere kızıyor görünsem de, söyle. Kestane rengi saçlarımdan bahset, gülümseyişlerimin sıcaklığından; dilimin, ah dilimin sözcüklere dolanışını, seni esrik, seni bungun kılan yanlarımı söyle. ister hiydra say beni ister hero
kankızılı, güle rengini veren
sevişirken, ölüm ölür aniden
dokunanda tene rengini veren.
"Yanılsamaları yok say istersen. Geçmişin kıyım kıyım edişini bedenimizi. Ağlamaları, üzünçleri, karabasanların gecelerimizi kuşatışını yok say. Duyguların bağımlılığını, yüreğin ince zarını çelik saçlarla kaplar gibi ve seviş. ´Edep´in, ´edepsiz´liğin öncesini yaşa bir an.
Her seferinde seni sevdiğimi sorma bana. Her gece, her istediğin an yatıyorum ya seninle. Seni sevsem daha mı az tat alacaksın, söyle. Sen olmazsan, yarın bir başkasıyla da yatabilirim, sen de yat, umurumda değil. Yüzünü buruşturma, benim de özgürlük anlayışım bu; en aydını, en gelişmişi, en çağdaşı. Yeter, kavruluşu yüreğimin onca zamandır; benliğimin hiçlenişi. Kaç kez intiharın satırbaşında durdum ben, biliyor musun, kaç kez, kişiliği beş para etmezlerin çekip çekip gitmelerine göğüs gerdim. Herkes kendi sıyrıklarının acısını bilir. Aşk, özgür cinselliğin yadsıdığı değersiz bir olgudur artık, unutma! Bunu ister istemez kabullenmek zorundasınız. Cadı avları, esir pazarları geçmişte kaldı. Yaşam sonludur, sonsuzluksa her şeyi siler eritir."
Yüreğimi kapamak neye yarar, beynimin her hücresi sizlerle soluklanıyorsa eğer. Varlığımı yadsır gibiyim şu an; sevginin yer almadığı uzamda yaşamın ne anlamı olur ki? Yine yeni bir istasyondayım şimdi, gelecek yeni yolcumu bekler gibi. Aşk, sen her şeye kadirsin...
|