HAYATIN ANLAMI

5/2/2006 - OGLUM

OĞLUM

Sevgi
Her fırsatta büyüyen bir çocuk gibi
Görülebilseydi aydınlıkta
Ağaçlar - işte yeşil bir yaprak - diyecekti

Oğlum şimdilik beş yaşında
Anası gözleriyle sevmesini öğrettiğinden beri ona
Usulca dokunuyor yaşama
Ne zaman elimize gelse yalnızlığı
Açılmamış bir gül bırakıyoruz dudaklarının arasına
Ve onun erişemeyeceği yerlere kaldırıyoruz
Sayarak teslim aldığımız
Başına buyruk ağlamalarını

Çocukları göze alan hayata
Şehrin sıralı ışık demeti olduğu bir saatte
Üstü başı sarı içinde çıkıp gelmişti
Korkuyu parmağında oynatan birileri gibi
Şimdilerde duygularıyla oynuyor
Saflığı yanı başında

Haydi oğlum
Baban yorgunum da dese
At kendini üzerine
İşte sana ilk dersin
Bazı duygular yalnız yaşanmamalı

Yasin EROL  
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

5/2/2006 - İDAM

İDAM

	"... Burdur Kapalı Cezaevinde asılmak suretiyle  
	idam edildiğinden cesedinin merasim yapılmaksızın
  	define musade edilmistir." 
  bir şair asılır ölen kendi yurdumuz
 sözcükler kurşun düşman namludan 
dizeler göğüs kafesime saplıdır boynumda ilmekten can çekmeler  toprak olur
, su olur karışırız şiir gibi hayata mısralar barikata durunca
 havalanır ateşli iklimlerden imgeler soğuk ülkelere dökülür kar gibi,
 helva gibi usulca  idam mangası dizmişler avluya şair
 yolcu bugün tan sökmeden uğurladılar güvercinler parçalayıp
 maviyi yolcu eder gibi baharı pencereden  
dalının kırılmasıdır baharın ilmek geçirmek boynuna
 ozanın iklimlerinizde hüküm sürüyor ölümün soğuğu 
 indirin göklerden yıldızları ve yağmuru  
bedenimi yaşama gömün merasim istemez ateş yakın,
 şiir atın yangınlarıma, 
tutuşsun ozanları ülkemin ki 
topraklarımda salınsın gelinler,
 şiirin fidanı boy versin  
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

5/2/2006 - ŞEHİTLİK

ŞEHİTLİK 
 

I 
Ben bir bahriye neferiyim 
Gözlerimi balıklar yedi 
Görmek ve ağlamak bitti benim için 
Uzun boylu adamdım sağlığımda 
İnanmazsanız elbiselerime bakın 

Biri diyor ki ben de askerim 
Ne farkın var öteki ölülerden 
Eskiden evlerde otururduk 
Dışında kaldık bütün kapıların 
Şimdi duvardan geçiyoruz 

Biri de diyor ki 
Uzunluğuna kollarımın hatırası 
Hala başım ağrıyor 

Yalan hepsi bunların inanmayın 
Biz yokuz diyor bir başkası 

II 
Akraba ölülerin kılığında geliyorlar 
Kolayca girmek için odama 
Bir bakıyorum amcam kardeşim 
Bir bakıyorum Polonyalı bir gedikli çavuşu 
Hemen de konuşuyor 

Bir kızım vardı beş yaşında 
Ölmüş şimdi beraberiz 
İçi sıkılıyor burada 
Ellerini Varşova'da unutmuş 
Çember çeviremiyor 

Ve bir ses 
Ne patates çapalamak 
Ne taş kırmak 
Ne de yük taşımak pazara 
Burada rahatım iyidir 

Biri de karısını merak etmiş 
Evden haber soruyor bana 

Üstümden kaputumu aldılar 
Öldüğüm zaman 
Üşüyorum 
Önümüz de kış 

Sonra bir ağızdan konuşuyorlar 

III 
Bir bardaktan su içiyoruz 
Birlikte yemek yiyoruz akşamları 
Kimisi sevgilimize aşık 
Kimisi evlat olmak istiyor anamıza 
Sebepsiz gidip geliyorlar vapurlarda 
Tramvayda aramıza giriyorlar 
Yeniden uzun uzun yaşamak istiyorlar 
Bizden ayrılmadıklarına bakılırsa 

 

Oktay RİFAT

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

5/2/2006 - DERİN MAVİDİR YÜREĞİN

Derin Mavidir Yüreğin 
 Bir şivan türküdür sesinin kilometreleri
Sesinin incecik tellerinden geçerek ben
Gizemli bir yolculuğa çıktım, korkusuz
Bir resim çizdim sana, hesapsız, sorusuz...

Ellerime belediğin ışıklar yalakta su içen bir güvercinin yüreğine değdi şimdi. Öyle bir yangın başladı ki bende, mavi denizlerin bile söndüremez. Ben ki, soyu tükenmiş bir romantiğim. Yüreğim nice giyotinlerden kurtuldu ve şimdi cebimdeki mektuplarla aşka yürüyorum. Diyorsun ki; 'Bir tutkudur yaşamak ve yaşamın tüm güzelliklerini hissetmek ve paylaşabilmek. Benim gönlümse derin mavidir. Tatlı akıntılarda kendini kalbeder, ürperirsin'. Sözlerinin lâbirentlerine dalarak kuşandım sevdanı gönlüme ve ismi henüz konulmamış bir sevdanın resmini çiziyorum şimdi.
Gözlerini görmeden, ellerini tutmadan gizemli bir yolculuğa çıktım sesinin incecik tellerinden geçerek. İsmin, silüetin, şu garip yeryüzündeki varlığın benim için çözülmesi zor bir muammaydı ve bu yolculuğa çıkmak için olağanüstü bir güç buldum kendimde. Bir başkaldırışın nağmeleri dökülüyordu dilinden ve denizlerinin alabildiğine mavi ve ürpertici olduğunu söylüyordun inatla.
Ben, gözlerimi kapatınca yıldızları koyarım cebime. Karanlıklar saygıyla eğilirler gönlümün ufku yansıyınca şiirlerime. İçime oturan kor yangınlardan hiç kaçmam ve sevda neredeyse orada olurum. Ruhumdaki müziklerin kırılgan besteleri gün ışığına ulaşınca, kabuk bağlayan yaralarım azar, dingin ve huzura ermiş sevdalılarca o aşkı yaşarım.
Bir resim çiziyorum sana. İçinde ne gözlerinin rengi, ne ellerinin çizgileri var. Bir resim çiziyorum sana dair, içinde rengârenk kırlar, mor dağlar, üzüm bağları ve zeytin bahçeleri var. Ellerini karalıyorum tualime şevkât saçan, yüreğimi okşayan ve benim bedevi yalnızlığımı sona erdiren.
Dudakların, ahh o dudakların. Onlar ki çizilmesi en zor olanı bir tanem. Yurdumun kiraz bahçeleri gibi kıpkırmızı, şivan türkülerim gibi sıcacık. Serçelerin masum dilini yerleştiriyorum içerisine, kanaryalar küsüyorlar ansızın. Bir yağmur birikintisinde su içmeye çalışan güvercin bakışların dökülüyor fırçamdan ve usul usul bir sıcaklık sarıyor tüm gövdemi aniden.
Gözyaşların değiyor yüreğime ve mavi denizlerinin suları iniyor sürmeli gözlerinden. Ürperir diye korkma gizemin kraliçesi, benim sevdalarımda ne korkunun hayın gülüşü, ne de acının lâbirentlerinde kaybolmak var. Benim arada sırada parlayan ışığım dağıtır o korktuğun tüm ürpertileri.
Bir resim çiziyorum seni anlatan. Bir resim ki fırtınalara meydan okuyan, yaşadıklarını unutturan. Yalnızlığını yansıtmıyorum fırçama. Geceleri koynuna aldığın ihanetlerin, yangın yerlerinde bıraktığın gözyaşların, isyanların olmayacak bu resimde. Kimbilir bir adın olacak, kurşun yalnızlığının suretleri yansımayacak asla.
Benim sevdalarımın tanımlanamaz suskun ilâhileriyle boyayacağım bu eşsiz tabloyu. Kaybettiklerim ve aşk uğruna yitirdiklerim, sevdanın küllerinden tekrar tekrar dirilişim olacak dizelerimde. Gözlerimdeki son yaz ışıklarını, yüreğimdeki serzenişleri ve ruhunun müziklerini koyacağım içerisine.
Ve şekillenmeye başladı işte resmin. Sevdanın müzikleri duyulmaya başladı uzaktan. Gizemin kraliçesi ismini verdim ona. Dalgakıran saçların, zeytin çiğiti gözlerin, serçe kıvrımı dudakların ve bulutları anımsatan ellerinle yürüyorsun dizelerime. Dağlardan doğan bir sevda yürüyüşüyle sarıp sarmalıyor şu sevdalı bedenimi.
Suskunluğunun kapsülleri patladığında bir yangın mavisi yansıyacak gizemli yüreğinden. Avcı kelimelerin ormanlarına çekilecek ve sessizliği dinleyecek. Ben katran karası gözlerinin girdaplarında sesine koşacak ve yarınsız sevdalarda yine ayine duracağım.

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

22/1/2006 - İNSAN

"...sizi hiç tanımasaydım 

                       değmeseydi teniniz bedenime 



                       kösnül, özürlü sevişmelerin ardından

                       siyanür sızması an´ların burgacında

                       -yaşıyor olabilirdim şimdi.


Kapılarımı kapadım. Yalanlara, yanlışlara, yanlış, çıkarcı, sinsi dostluklara kapadım; yapay, özensiz, gösterişe dönük, vıcık vıcık ilişkilere kapadım kapılarını yüreğimin. Sevgisini iğreti sözcüklerle söze döken, tümceleri betikleri kirletenlere kapadım. Geçmişini yağlı, lekeli bir şal gibi bedenlerine sararak dolaşanlara, girdikleri her yerde yapışkan kara, kapkara gölgeleriyle dolaşanlara kapadım.

Onlar, varlıklarını sürekli olarak en yakınlarının mutlarını kemire kemire, çalıntı özgürlüklerle çoğaltanlardır. Korkak, bencil, güvensiz yaklaşımlarıyla toplumda ayakta dururlar nasılsa. ´İyi insan´ı, ´güzel insan´ı oynarlar, ´içtenlikli´, ´dürüst´, ´örnek insan´ı. Bakır bir sini gibi, geçersiz değerleriyle dokurlar tabanını yüreklerinin. Oğlu, kızı, sevgisi, sevgilisi, sevinci, hep aynı renge bürünür gözlerinde. Kimi dolar grisi, kimi mark mavisi olur. Gülüşleri kırağıya dönüşür, çiçekler solar aniden, güneş buluta gizlenir sıcaklığını yitirmemek için. Suları zehirler dokunuşları, ırmaklar kurur. 
               

          İnan bana, tüm içtenliğimle söylüyorum. Bedenimle, tenimle, ve sıcacık tenine akan dupduru terimle, seninle bütünleştiğim gibi, bütünleşmedim bir başkasıyla bugüne değin; cenin canım olsun istiyorum. Kalkma, gitme ne olur. Hiç bir yere çıkmak istemiyorum, anlıyor musun? Burada kalalım, üç gün, beş gün, üç ay, beş ay, ama seninle. Suyum ol, ekmeğim ol, iliğim, etim ol! Dergilerin, kitapların, yazıların, randevuların toplantıların Allah belasını versin! Yitirme yalvarırım; şu an´lar, bizi büyüten, bizi çoğaltan, bizi var eden an´lar uçup gittikten sonra, ne anlamı olur ki yaşamın? Saatleri sorma, gel, say ki zaman kayması yaşıyoruz. Üç bin yıl, beş bin yıl ötedeyiz şimdi, bir başka resimdeyiz işte.

 "Ben, ah ben, varlığınla mutlu olmuyor muyum sanki? Geceler boyu sözcüklerle sevişmelerimiz, kaçamak dokunuşlarının tenimi dağlayan izleri, yüreğimde açılan sıyrıklar. Ne olur, yine "seni seviyorum!" de bana. Bin kere, yüz bin kere kızıyor görünsem de, söyle. Kestane rengi saçlarımdan bahset, gülümseyişlerimin sıcaklığından; dilimin, ah dilimin sözcüklere dolanışını, seni esrik, seni bungun kılan yanlarımı söyle.  
                          
ister hiydra say beni ister hero

                          kankızılı, güle rengini veren

                          sevişirken, ölüm ölür aniden

                          dokunanda tene rengini veren.


"Yanılsamaları yok say istersen. Geçmişin kıyım kıyım edişini bedenimizi. Ağlamaları, üzünçleri, karabasanların gecelerimizi kuşatışını yok say. Duyguların bağımlılığını, yüreğin ince zarını çelik saçlarla kaplar gibi ve seviş. ´Edep´in, ´edepsiz´liğin öncesini yaşa bir an.

Her seferinde seni sevdiğimi sorma bana. Her gece, her istediğin an yatıyorum ya seninle. Seni sevsem daha mı az tat alacaksın, söyle. Sen olmazsan, yarın bir başkasıyla da yatabilirim, sen de yat, umurumda değil.  Yüzünü buruşturma, benim de özgürlük anlayışım bu; en aydını, en gelişmişi, en çağdaşı. Yeter, kavruluşu yüreğimin onca zamandır; benliğimin hiçlenişi. Kaç kez intiharın satırbaşında durdum ben, biliyor musun, kaç kez, kişiliği beş para etmezlerin çekip çekip gitmelerine göğüs gerdim. Herkes kendi sıyrıklarının acısını bilir. Aşk, özgür cinselliğin yadsıdığı değersiz bir olgudur artık, unutma! Bunu ister istemez kabullenmek zorundasınız. Cadı avları, esir pazarları geçmişte kaldı. Yaşam sonludur, sonsuzluksa her şeyi siler eritir."

Yüreğimi kapamak neye yarar, beynimin her hücresi sizlerle soluklanıyorsa eğer. Varlığımı yadsır gibiyim şu an; sevginin yer almadığı uzamda yaşamın ne anlamı olur ki? Yine yeni bir istasyondayım şimdi, gelecek yeni yolcumu bekler gibi. Aşk, sen her şeye kadirsin...

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

HAYATI YAŞAMAK İNSANCA YAŞAMAK

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta

Arkadaşlarım

xnebii